Canım oğlum benim,
8 şubat günü annenin nişanı geldi. Alelacele hastaneye gittik. Sabah saatleri olduğundan nasıl bir köprü trafiği var anlatamam. Emniyet şeridine girdim, şansımıza önümüze de bir polis arabası denk geldi, neredeyse hiç durmadan karşıya geçebildik. Bir ara motosikletli bir polis durdurdu, anneni görünce hemen devam edin dedi :)
Hastanede anneni kontrol ettikten sonra doktoru yarın ya da ertesi günü doğacağını söyledi. Hatta tam biz ayrılırken de akşama görüşürüz diye bir espri de yaptı.
Akşam evde bu gece iki kişi olarak son gecemiz diye konuşurken hop diye annenin suyu gelmez mi. Yeniden hastaneye koşturduk ve geceyarısı saat 12 gibi giriş yaptık. Bizi küçük bir odaya aldılar ve beklemeye başladık. Annenin başta hiç sancısı yoktu, sonradan gece üç gibi başladı. O sırada daha geniş bir odaya geçmeyi başardık. Sabaha karşı annen iyice sancılandı ve ağrı giderici yaptırdı. O sayede birazcık uyuyabildi. Sabah doktor bizi saat 9:40 gibi doğumhaneye aldı. Evet yanlış anlamadın, ben de doğuma girdim :)
Doğum çok enteresan birşey çok fazla performans ve çaba gerektiriyor. Annen
ıkınırken doktorlar , hemşireler ve ben sanki maçta imiş gibi bağırarak anneni cesaretlendirmeye çalışıyorduk. Neyse sonunda annen maçı 1-0 kazandı ve seni 9 Şubat 2012 perşembe günü saat 10:44 de 3310 gram ve 49,5 santim olarak doğurdu.
Bundan sonra iki gece daha hastanede kaldık. 10 şubat günü sünnet oldun. Benim zamanımda böyle değildi, sünnet daha ileriki yaşlarda ve törenle yapılırdı. Bilinçli olduğumuzdan daha korkutucu olduğunu söylemeye gerek yok tabii ki. Sünnetinde hiç ağlamadın ama ben o sahneyi görünce az daha bayılıyordum. Hayır korkunç filan değildi ama senin o minicik halinle operasyona girmen canımı yaktı resmen. Neyse şimdi iyisin çok şükür.
Hastaneden çıkıp eve geldik. Şu an ilk kontrolün için yeniden hastaneye geldik ve sıramızı bekliyoruz. Bu satırlar sana yazmak için fırsat bulduğuma çok sevindim.
Seni çok öpüyorum birtanem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder